Text 14 Feb Değişim iyidir!

Hayat değiştiren olaylar vardır insanların hayatında… Ve öyle bir değiştirirler ki, allak bullak eder, tamamen hayatın seyrini değiştirirler…

Ve benim başıma öyle bir tanesi geldi ki şu gün daha farklı biri olarak karşınızda durmamı sağladı. Ve emin ol ki, bende bunun böyle olacağını aklımın değil ucundan, kafatasımın 10 metre yakınından bile geçirmiyordum…

Geçen yılın Mart ayıydı… Mevsimsel açıdan çok sevdiğim bir ay değildir. Hava kararsızlaştıkça insan da kararsızlaşır, en azından ben öyleyim. Ve çok sevgili hocalarımdan biri bana gelip te “Öğrencilerimizin başkanı olarak Selanik’e gider misin? Sana ihtiyacımız var.” dediğinde, o anda orada neler olabileceğinden tutda, babamın o anki sağlık sorunlarında onu nasıl bırakacağım endişesine kadar olabilecek en geniş kartelada sorunlar yaratmakla meşguldüm. Açıkçası, istemiyordum…

Hayır, bunun oraları görmemek yada Türk-Yunan zırvalığı ile alakası yoktu. Bu tamamen kişisel deneyimlerim ile alakalı birşeydi. Ben bunun adına kendi içimde Duygusal İşkence diyorum, halk arasında Bağlanma Korkusu olarak da geçiyor, duymuşsundur…

Evet, kolay bağlanıyorum. Ve sebebinin ne olduğu da çoğu zaman umrumda olmuyor. Kötü bir şey mi peki? Şu kadarını söyleyebilirim: BERBAT!!!

Şu an aklıma o günler her geldiği zaman hemen Ars Longa’nın Gözyaşı Şişesi’ni dinliyorum… Acımı bir nebze olsun dindirsin diye değil, tamamen o günleri anımsayıp tüylerim diken diken olana kadar güzel anıları anımsamak için…

Selanik’e gittiğimizde ben O’na öldüresi bakışlar atıyordum. Tamamen farklı gözüküyorduk. Ve bu bakışlarım, sadece yemek yiyemediğim için sırtımı sıvazlamasıyla utanç kızartılarına dönüştü 1 saat içinde… Her türlü çantamı O’nun taşıması, veya saat gece 3’e kadar oturup, aklımıza gelen herşeyden onun o Yunan aksanlı İngilizcesiyle konuşmamız… Hayat güzeldi..

Evet, üzerinden belki neredeyse 1 yıl geçti, ama ben hala unutamıyorum. Ve her defasında arkamdan döktüğü gözyaşları geliyor aklıma… O 3 günün sonunda ben onun büyük abisi, O da benim küçük kardeşim olmuştu.

Bana otobüse binerken ettiği ve oracıkta bütün hayatımı alt üst eden bir lafı vardı.

“Giderken sana el sallamıyorsam, bir köşede ağlayıp gitmene bakamamdandır. Bulamazsan, beni bulmaya çalışma…”

Otobüs, Selanik sokaklarına doğru yüreğimi delercesine bir sesle ilerledikçe, O, arkamdan yaşlarını saklamadan bana el salladı…

Buna ne dersen de… Delilik, sevgi, salaklık, mazoşistlik… Adını sen koy, çünkü ben adını koymayı denemekten vazgeçeli uzun bir zaman oldu… Hatta ve hatta abartıp, Türk-Yunan dostluğu açısından büyük adım olarakta nitelendirebilirsiniz… Umrumda değil… Ben ne kazandığımı ve ne kaybettiğimi biliyorum.

Değişimden korkmayın, değişim iyidir…


Design crafted by Prashanth Kamalakanthan. Powered by Tumblr.