Biliyorum çok uzun bir zaman oldu yazmayalı blog sayfama… Unuttum zannetme, yazıyor olacağım ileriki zamanlarda daha çok… Şimdilik biraz sabır istiyorum hepsi bu…
Hadi bakalım, yeni bir blog girişine daha hoşgeldin…
Uzun zamadır yazmak istediklerim vardı. Ama fırsat bulamadım herhalde yazmaya, anlatmak için klavyeye gitmedi ellerim. Ama sonuç olarak geldim.
Bugunkü blogumu sonbaharın çaresizliğine adamak istiyorum.
Çaresizdir sonbahar. Ayrılıkların zamanıdır. Engellenemez, sonlandırılamaz sonların mevsimi. İnsanın tamamen kendine döndüğü, 90’lı yılların aşk şarkılarında sahte avunmayı aradığın zamandır sonbahar.
Unutamazsın ya hani o güzel, uzun ama güzelliğinden kaynaklanan sebeplerden dolayı sanki 3 günmüş gibi geçen günleri. Kalbinin atmayı durdurması kadar gerçek, Ağustos’ta kavuran güneş kadar olağandır aslında en güzel günlerin bitmesi… Ama hiç bitsin istemezsin, hep beraber olun istersin. Bitmek bilmeyen o soğuk kış akşamlarının yerini, Güney Yarımküredeymişcesine yazdan kalma bir gün gibi geçirmek istersin. Elinde olsa, dünyayı baş aşşağı çevirip, tekrar o güzel günlere kavuşmayı dilersin…
Ama olur mu hiç bunlar? Hiç zannetmiyorum. Ama çıkarılıcak dersler de olmalı bu sıcak kavurucu yaz gecelerinin.
Zamanında latin amcalarımızın Carpe Diem şeklinde açıkladıkları, şimdilerinin cadde gençliği tarafından oralarına buralarına dövdürdükleri bu güzide deyiş, aslında yazın o rengarenk çümbüşünden sarı ve turuncu hezeyana geçerken çok yardımcı olmalı insana.
O zaman o cadde gençliği arkadaşlarımızla beraber hep beraber söyleyelim, anıralım, bağıralım sokak sokak, cadde cadde ki Sonbahar’ın çağresizliğini yaşayan arkadaşlarımıza örnek olalım, silkeleyelim, ayaklandıralım. Yazıktır…
90’lara atıf yaparak, Reha Muhtar’ın Ana Haber Bülteni’ne konuk olan pop yıldızı edası ile karaoke yaparcasına şimdide ben bağırıyorum o zaman:
CARPE DIEM!