Düşüncesizlik yapmak ne kadar bizlere has bir olay. Düşünmeden ağızdan çıkabilecek 2 çift lafın hayatımızı yaşanmayacak kadar kötü bir hale getirmesi ne kadar acı bir durumdur mesela. Öfkeyle söylenen birkaç kelimeden ötürü kırılan sayısız kalp; ve o kalpleri yeniden japonla yapıştırmak isteyen bizler…
Ne kadar zordur aslında kırılan bir kalbin onarılması. Paramparça olmuş Çin porseleni bir vazo gibidir kalp; onarılması kırılmasından kat kat daha zor, en güçlü yapıştırıcının bile üzerinde çatlak izleri bırakmadan yapıştıramayacağı kadar kalıcı ve gerçek.
Yıllarımızı alan bir arkadaşlık, bir ilişki ne kadar pamuk ipliğine bağlı aslında. Ağızdan çıkmasına aldırılmayan bir kelime, cümle ve “puff”.. Uçup gider. Elimizde ise kalanlar sadece birkaç resim, anı ve af dilemek için saatlerce dilimizden dökülen kelimeler..
Keşke “bebelere balon” diyerek parklarda, caddelerde dolaşan amcaların “kırık kalplere japon” diyen versiyonları da olsa, herşey çabucak çözülse, sevilen insanlar geri kazanılsa. Hiçbir şey yokmuş gibi hayatlarımıza devam edebilsek. Bunu kesinlikle ikili ilişkilerde çaba harcanmamalı şeklinde söylemiyorum. Sadece porselenin üzerindeki çatlakları belli etmeyecek bir yöntem arıyorum; hepsi bundan ibaret…
Sön sözlerim kalbi kırık olanlara gelsin:
Eğer kalbinizi kıranlar “kırık kalplere japon” bulamıyorsa ve çabalıyorsa, biraz insafa gelip kalbinizin çatlaklarını gözlerine gözlerine sokmayınız. Zira insandırlar en nihayetinde; hata yapabilen cinstendirler. Unutmayın, sizde bir gün “kırık kalplere japon” satan amcayı arayabilirsiniz…